Yüz Binler Şükür Diyebilmek

"Nimet Şükür ister Şükretmezsen Gider"

        Nimetler şükür ister, şükür görürse devam eder ve artar. Fiyatını bulmayan nimetlerin elden kaçması işten bile olmaz.

        Bir an için olsun sahip olduğumuz sayısız nimetten bir veya birkaçının yokluğunu düşündüğümüzde hayatımızın zindana döndüğünü görmekte gecikmeyiz. Görebilen gözler, işitebilen kulaklar, konuşabilen dil ve düşünebilen akıldan mahrum kalmanın ne demek olduğunu bir an için olsun düşünün.

        Bunlardan bin kere daha kıymetli mânevî nimetler için de aynı şeyleri düşünmeli değil miyiz? Acaba herşeyi yerli yerine oturtan, güzel gösteren, şevk, ümit ve sevgi kaynağı olan îman gibi benzersiz bir nimetin kadrini tam takdir edebiliyor muyuz? Dünyamızı, âhiretimizi aydınlatan bu zengin hazineyi kalbimize yerleştiren Rabbimize, nimetin büyüklüğü ölçüsünde şükür yapabiliyor muyuz? Binlerce şüphe okunun üzerimize gelmekte olduğu âhirzaman gibi dehşetli bir zamanda tahkîkî îman gibi sarsılmaz, sönmez ve söndürülmez bir îmanı ihsan eden, küfür ve dalâlet karanlıklarından kurtaran Rabbimize ne kadar şükretsek az değil mi? Eskiye göre daha çok ve yoğun bir şekilde îmanı sarsmaya, yok etmeye yönelik tehlikelerin dört bir koldan saldırdığı bir zamanda bütün bu tehlikeleri bertaraf edip yüz binlerin îmanını kurtarmaya vesile olan Kur’ân hakikatlerine kavuşma az mazhariyet midir? Bütün dünya verilse dahi ucuz düşen böyle bir hakikatin kıymetini ne ölçüde bilebiliyor, onun şükrünü ne nisbette yapabiliyoruz?

        Eskilerin onu elde etmek için sürünerek gelmeyi göze aldıkları, günümüzde de milyarlarca insandan ancak milyonlarcasının kavuşabildiği bu yüce hakikatlere ulaşabilme büyük bir mazhariyet değil de nedir?

        İşte bunun içindir ki, Hz. Üstad bir talebesine yazdığı bir mektupta böyle bir Kur’ân dersine nâiliyetin yüzbinlerce şükür gerektirdiğini ifade ediyor, "Şöyle bir derste bulunduğunuz için Cenab–ı Hakka yüz binler şükretmelisiniz" diyordu.

        Âhirzamanın en dehşetli bir devrinde ebedî hayatımızı kurtaran, îmanımızı muhafaza eden ve kuvvetlendiren bir saadet anahtarını elimize veren Kur’ân ve tefsirlerine dört elle sarılmak, onun kıymetini bilmek gerekirken, hakkımızda hayır mı, şer mi olacağını tam bilemediğimiz elimize geçmeyen ufak tefek bazı nimetler için inleyip sızlamanın izahı da mümkün değildir. Sahip olduğumuz bu büyük nimet yüz binlerce başka nimetlere bedelken ve ona büyüklüğü ölçüsünde şükretmek, hakkını vermek gerekirken elbette serenişte bulunmaya hakkımız yok. Daima şükür, şükür, şükür.

Şaban DÖĞEN

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !